Afet Lojistiği Üzerine Görüşler

Kategori: Sayı 19 | 0

 

İBRAHİM SÖNMEZ // EGE ASFALT MADEN İNŞAAT NAKLİYE VE TİCARET A.Ş. GENEL MÜDÜRÜ 

Ben bu konuya henüz daha lojistik ile ilgili kavramların yeni konuşulduğu, afetlerin ne derece önemli olduğunun sadece ifadeler ile bilindiği ama yaşanmadığı ve bundan dolayı da “afet lojistiği” kavramının kelime olarak bile kullanılmadığı zamanlarda yaşadıklarımızı anlatarak girmek istiyorum.

Hepiniz 17.08.1999 ve 12.11.1999 tarihlerinde iki kez yaşadığımız depremi hatırlıyorsunuz veya ilgili raporlardan, kitaplardan, notlardan, haberlerde okuyorsunuz. 1999 yılındaki depremlere kadar, ülkemiz zaman zaman özellikle de deprem ağırlıklı bazı afetleri yaşasa da afet konusunda planlı bir hazırlık içinde olamamıştı. Afet konusunda da ilk olarak aklımıza deprem geliyor olsa da yapılan bir planlama çalışması ve deprem sonrasında neler yapılacağı gibi düşünceler henüz kafamızda oturmamıştı. Ama 1999 yılında olan o depremle birlikte en azından doğadan kaynaklanan bu tür afetlerle can kayıplarının çok yaşanacağını ülkemiz insanları yaşayarak öğrenmiş oldu. Ve bir şeyler o tarih itibariyle değişmeye başladı. Ben aşağıda o tarihlerde deprem bölgesinde yaşadıklarımdan bahsederek “afet lojistiği” konusunda bazı görüşlerimi ifade etmek istiyorum.

1999 Sakarya depreminde yaşadıklarım

Ben o tarihlerde çalıştığımız kurum tarafından depremden yaklaşık 36 saat sonra Sakarya bölgesi için görevlendirilmiştim. Giderken de çalıştığımız işyerinde bulunan arkadaşlarla bir toplantı yaparak derslerden hatırladığımız kadarı ile “binalarda depremde ne tür hasarlar oluşur, nasıl müdahale edebiliriz” diye düşünerek neler elimizde olsun diye çalışma yapıp ağırlıklı olarak iş makinesi, alet, edevattan kurulu ekipman ve onları kullanacak operatör ve birkaç mühendis arkadaşla yola koyulduk. Bu konuda o kadar tecrübesizdik ki kendi yiyecek içecek ihtiyacımızı bile düşünmemiş, konaklama kısmının nasıl olacağı ise aklımıza bile gelmemişti.

Sakarya’ ya ilk ulaştığımızda şehrin İstanbul tarafından giriş yapmış ve ilk önümüze çıkan geniş bir alanda araçları park ettikten sonra ben valilik binasına gidip bir yetkili bulmaya çalışmıştım ama o kadar bir karmaşa vardı ki neredeyse kimse ile konuşulamıyordu. Herkes bir şey yapmaya çalışıyordu ama planlı olan bir şey yoktu. İlk gittiğimiz gün neredeyse hiçbir şey yapmadık yapamadık. Akşam olmaya başlamıştı ve ekipteki arkadaşlar nerede kalacağımız sormaya başladılar. Evet o zaman anladım ki ne kadar şantiye tecrübeli de olsak afet durumu farklı idi. Yine de yaz ayları olduğu için hava da sıcaktı ve yarısı yıkılmış olan bir ilkokul binasının bahçesine yerleşerek kendimizi koruma altına alabildik. Daha sonraki günlerde o zaman yardıma gelen yabancı ekiplerin durumuna bakarak kendimize çeki düzen vermeye başladık. İlk olarak kamp çadırlarımızı kurmak için İstanbul’dan çadır aramaya başladık ama bulamamıştık. Takip eden günlerde Bulgaristan’ dan gelen bir sağlık ekibi kendi çadırlarını kuracak yer bulamadığı için aynı okulun bahçesinde onlara yer vermiştik ve onlar da bize ellerindeki yedek çadırlarını vermişlerdi.

Deprem esnasında ve sonrasında lojistik aklımıza bile gelmemişti

Olay sadece bununla da kalmıyordu, yeme içme ihtiyacı ortaya çıkmaya başlamıştı. Nereden ne bulacaktık? Unutamadığım olaylardan biri de bu durumu çözebilmek için uğraşırken karşımda bir anda Ankara Büyükşehir Belediyesinin ekmek dolu belediye otobüslerini şehirde görmemdi. Çünkü hat boyu etrafımızdaki tüm il ve ilçeler depremden hasar görmüştü. Hiçbir yerde bir şey bulamıyorduk. O an gözlerimin önünden hiç gitmedi. Mavi beyaz renkli otobüsler ve içleri ekmek dolu. Ama sorun bitmiyordu ki, otobüs şoförleri ekmekleri indirip geri gitmek istiyordu ve akşama kadar bir sefer daha ekmek getireceğiz diyorlardı. Ekmekleri indirmeye başladık ama koyacak yer yok. Dağıtmaya başladık, ama boş kasaları almamız lazım, boş kasaları tekrar otobüslere geri vermemiz lazım, afetzedeler ekmeği alıyor ama onların da koyacak yerleri yok. Elimizde bir plan olmadığı için de belki de bir üç günlük ekmek bir günde gelmişti.

Bir süre sonra resmi ve sivil aşevleri kurulmaya başladı. Onlardan yemek yemeye başladık tüm afetzedelerle birlikte, daha sonra biz de kendimizi geliştirerek kendi mutfağımızı kurduk ve artık biz de düzenli olmaya başladık. Ama bunlar zaman almıştı.

Bunlar bizim yaşadıklarımızdı, sağlıkçı arkadaşlar da kendi çaplarında çadırlarda veya derme çatma yerlerde yararlılarla ilgilenmeye çalışıyorlardı. Onlar da güneşin tozun toprağın ortasında iş yapmaya çalışıyorlardı. Askeri birliklerden gelenler de el birliği ile ağır yaralıları helikopterle birlikte başka şehirlere taşıyorlardı. Telefonlar çekmiyordu ve o nedenle postanenin önünde kurulan seyyar bir masa etrafında 3 dakikalık kontörlü telefonlarla işimizi çözmeye çalışıyorduk.

Sorun yaşanan bir diğer olay enkazların kaldırılmasıydı. Ama binalara valilik kararı ile dokunulamıyordu. Çünkü vatandaşlar kıymetli eşyalarının olduğunu ifade ederek ekiplerin müdahalesine izin vermiyordu. Yıkılan binaların bazıları yollara doğru yıkıldığı için de ulaşım direk ve kesintisiz sağlanamıyordu. Bu durum da şehir dışından gelen yardım araçlarının bekletilerek ve sırayla şehre girmesine neden oluyordu. Kaybedilen zamandan dolayı da sorunlar yaşanıyordu. Bir süre sonra enkaz kaldırma çalışmalarına müsaade edildi en azından yolların üzerindeki kısımlar kaldırılacak ve ulaşım sağlanacaktı ama bu kez de hafriyatı taşıyacak kamyonların bulunması, onların yüklemelerinin yapılması için kamyon ve iş makinesi organizasyonu yapılması gerekti. İş makineleri ve kamyonlar yine İstanbul’ dan temin edilebilmişti. Ama bir diğer sorun hafriyatın nereye döküleceği idi. Buna da Valilik bir çözüm buldu ve nehir kenarında bir alana dökülmeye başlandı.

Koordinasyonu maalesef bir süre sonra öğrenebildik

Bunlar sosyal ihtiyaçlar içindi. Peki ya diğer ihtiyaçlar. Binalarda enkaz altında canlı olma ihtimaline karşı enkazlar da çalışma konusunda tecrübeli olan ekipler ki bunlar daha çok yabancı kökenli ekipler, akut gibi birkaç tane sivil toplum örgütlerinin ekipleri, dağcılıkla uğraşan ekipler, madencilerden kurulu ekipler özellikle de canlı ihtimali olan binalara müdahale ediyordu. Bizim gibi tecrübesiz olan ve ülkenin dört bir yanında gelen ekipler ise artık canlı ihtimalinin olmadığı ama içeride ölü olma ihtimali olan binalara müdahale ediyorlardı. Bildiğimizden değil sadece mühendislik ve şantiye tecrübemizle. O esnada da iş makineleri de bir şekilde çalışıyordu.

Koordinasyonun sağlanması birkaç gün hatta bir haftayı aldı, çünkü şehrin valisi e belediye başkanı da ve diğer idari amirlerin neredeyse tamamı aynı depremi yaşamıştı, bir kısmı sağ kurtarılmıştı ama bir kısmının da yakınları enkaz altındaydı. Onlardan bir performans beklemek söz konusu değildi, atanan Koordinatör Vali ise ancak duruma hâkim olabiliyordu. Ve bizim kanımızda olan ve Kurtuluş Savaşından bu yana yaşadığımız her kötü olayda birleşen yanımız ve bir anda organize olmamız, kendi kendimize ihtiyaç tespit ederek çalışmaya sebep oldu. Tabi bu durum da bilgisizce ve plansızca yaptığımız çalışmalar ve çalışmaları rapor edememek sorunu ortaya çıktı ama çözülmesi zaman almadı.

Ben o bölgede iken çalıştığımız kurum bir gün toplantı için bizi İstanbul’a çağırdı. Toplantıda diğer bölgelere giden arkadaşlar da vardı. Kimi Düzce’de, kimi Gölcük’ te, kimi Yalova’da, kimi Kocaeli’ndeydi. Herkes yaşadıklarını anlattı ve orada gördüm ki bizim böyle bir kültürümüz yok ve herkes her yerde aynı olayları yaşıyor. Herkes plansızlıktan ve de ne yapacağını bilememekten şikayetçi.

Bugün geldiğimiz nokta daha farklı

Bugün geldiğimiz noktada bu anlattıklarım artık yaşanmıyor. Çünkü anlayış değişti, bu konuda eğitimli insanlar olmaya başladı, devletin ilgili kurumları ortaya çıktı. O zaman elimizde olan sadece hantal yapısıyla Kızılay’dı. Ama artık Kızılay’ın yeni modern hali ile AFAD gibi ve diğer belediyelerin kuruluşları gibi kuruluşlar var. Türk Silahlı Kuvvetlerin son derece iyi eğitilmiş birimleri var. İtfaiye kuruluşunun iyi ve tecrübeli elemanları var. Sağlık bakanlığının oluşumları var. Afetle ilgili dersler alan öğrencilerimiz var. Yetişmiş hocalarımız var. Şimdi her şey daha iyi. Bunu da son yıllarda yaşadığımız afetlerde görmeye başladık artık. Daha organize, afet esnasında hemen müdahale edilebilen, sağlıkla ve diğer ihtiyaçlar konusunda hazırlıklı ekipler var. Bunları gördükçe daha umutlu oluyorum. Ancak hala bu kültürü tam alamadığımızı ve bizde oluşmadığı kanaatindeyim.

Öncelikle Afet bilincinin oluşması lazım, biz hala afet denince depremi hatırlıyoruz, depremde takılıp kalmışız, başka afetler aklımıza gelmiyor…

Afet demek sadece deprem değil. Afet bilincinin artık oluşması lazım. Biz sanki depremde takılıp kaldık. Depremin dışındaki afetler ilk anda aklımıza bile gelmiyor. Son yıllarda aşırı şiddetli yağışlarda yaşadığımız can kayıplarımızdan sonra oluşan selleri belki afet olarak hatırlıyoruz ama başka şeyler aklımıza gelmiyor. Daha geçtiğimiz günlerde heyelanlar yaşadık. Bütün bunlar bize afet kültürünün hala aklımızda tam oturmadığını gösteriyor.

Bir uçak kazası da afettir. Bir deniz kazası da afettir. Veya toplumsal bir olayda yaşanacak kargaşada oluşacak hasarlar da afet sınıfında olmalıdır. Kısaca afet aslında insani yardım mantığı çerçevesinde bakılması gereken bir olaydır. Böcek istilasından tutun da kuraklığa kadar her şeye afet mantığı ile bakmak gerekir. Bir de yaşanılan yerlerin özellikleri de önemlidir. İstanbul’a yağan 5 cm kar afettir, çünkü şehrin yapısı, yaşam şekli bu 5 cm yağan karı kaldıramayacak kadar yoğundur. Başka şehirlerde farklı olabilir. Ama bunlar lokal özelliklerdir.

Son söz olarak da;

Bütün planlamaların afet öncesinde düşünülmesi, yapılması ve hazırlıkların oluşturulması gerekir. Bu konuda itirazımız olamaz. Ama yaşadığımız her yeri, her türlü afete karşı hazırlıklı hale de getirmemiz lazım. Binalar ona göre dayanıklı olmalı. Şehir yerleşimleri su baskınlarına ve heyelan gibi, çığ gibi diğer afetlerin yaşanmayacağı alanlara kurulmalı. Toplumsal olayları baştan kestiremezsiniz ama verilebilecek zararlar emniyet güçleri tarafından öngörülerek ona göre önlemler alınmalı.

Bütün bunlar için de her olaya özgü olarak hazırlık, erken uyarı, zarar azaltma aşamalarının dikkate alınması, risk azaltma ve ön hazırlık çalışmalarının da sık sık yapılması gereklidir.

 

EDA İŞLER