Bir Ayda İki Dünya

Kategori: Logistical, Sayı 7 | 0

Tchibo, dünyanın lider kahve üreticilerinden biri olarak 1949 yılından beri 60 ülkede 1300 mağaza ve 120.000 satış noktasıyla tüketicilere hizmet vermektedir.

Mert Tüzüner | Tchibo Lojistik ve Tedarik Direktörü
Mert Tüzüner | Tchibo Lojistik ve Tedarik Direktörü

Dünya’da bu konsepte sahip tek firma olarak Tchibo’nun serüveninden bahseder misiniz?

TCHIBO 1949 yılında Hamburg şehrinde Max Herz tarafından kurulmuş bir aile şirketidir. TCHIBO Maxingvest AG’nin tamamına sahip olduğu bir yan kuruluştur. Aynı zamanda Beiersdorf AG’de Maxinqvest grubundadır. TCHIBO’nun 1300 adet mağazası bulunmakta ve yılda 120.000 noktaya gönderi yapmaktadır. Buradan da anlayacağınız gibi dünyanın en kompleks lojistiklerinden birine sahip. Sürekli bir tedarik ve satın alma süreci vardır. İşe önce kahve ile başlayan TCHIBO, daha sonra ise perakendeye dönmüştür. Sistemine bakacak olursak dünyada eşi benzeri olmayan bir sistem diyebilirim. Haftada bir ya da iki haftada bir yeni bir tema işleniyor. Her bir tema yaklaşık 40-50 çeşitten oluşuyor. Yaklaşık 4 ila 8 hafta arasında mağazada kalan ünler, teması bittikten sonra da tekrar Türkiye’deki depoya geri dönüyor.

Türkiye bu konsepte oldukça yabancıydı; kahve satıyorsunuz aynı zamanda non-food tarzınız var. Peki Türkiye pazarına girmeye nasıl karar verildi?

Türkiye çok büyük bir pazar ve Avrupa yavaş yavaş bunun farkına varmaya başladı. 80’li yıllardan önce pazar çok çeşitli değildi. İnsanlar da daha çeşit aramaya başladıkça 84’ten sonra büyük firmalar devreye girmeye başladı. TCHIBO da 2005 yılından itibaren Türkiye pazarına girmeye karar verdi. Atılan adım oldukça önemli olduğundan, bu sırada çok büyük bir pazar araştırması yapılarak hareket edildi.

Aslında ilk dikkatimizi çeken konu, postayla kahve ulaştırması oldu. Demek ki o zaman da lojistiği çok yoğun bir şekilde kullanmışsınız. Bu konudan bahseder misiniz?

Bugün nasıl internet hizmeti varsa o zaman da postayla hizmet veriliyordu. Müşteri telefonla ya da mektupla direkt sipariş veriyor ve sonrasında bir koli kahve postayla, daha doğrusu Deutsche Post ile direkt evinize geliyor. Bir dükkanla başlandıktan sonra 50 senede 1200 dükkana çıkılmış.

Ürünlerin geçtiği süreçlerden bahseder misiniz?

Bizim çok hassas bir planlamamız var. Bir sene içerisinde hangi dönemde hangi ürünü satacağımızı planlıyor ve biliyoruz. Hatta 2008 itibariyle biz 2014 yılının da planlarını yapıyoruz. Bir Alman şirketi olduğumuzdan dolayı çok planlıyız. O nedenle hangi ürün, hangi gün ve ne zaman gelecek hepsini bu planlama dahilinde Almanya’ dan konteyner ile getiriyoruz. Burada gümrüklemesini yapıp, depomuza alıyoruz. Depodan da mağazalara dağıtıyoruz. Siparişten 3 ay sonra tema işlenmeye başlıyor. 12 hafta boyunca aradaki bütün bu süreçleri detaylı bir şekilde planlıyoruz. Bu planlamayı da MS Project ile yapıyoruz.

Kahve ürünleri ile diğer ürünler taşınırken ya da depolanırken farklı uygulamalar var mı?

Kahveyi % 100 kamyonla getiriyoruz. Çünkü kahvelerin son kullanma tarihi kısadır baktığınız zaman. Parsiyel şekilde oldukça hızlı bir şekilde ve ufak miktarlarda getirmeyi tercih ediyoruz. Genelde çekirdek kahvelerin üzerinde diğer markalarda uzun süreli son kullanma tarihleri görebilirsiniz; fakat o çok da naturel değildir. Çünkü içine koruyucu maddeler koyarlar. Bizim kahvemizin özelliği %100 kahve olması, hiçbir koruyucu madde içermemesi. Yani kavruluyor ve direkt olarak geliyor. Tabii biz de onların son kullanma tarihlerini sürekli takip ediyoruz.

Deponuzun çalışma sistemi nasıl?

Depo yapımız biraz farklıdır. Avrupa’ da tamamen robotlar çalışmaktadır. Basit bir ürün çıkışı bile kamyona yüklenmesi için; kamyon kapıya yanaşır, yanaştığı gibi yeşil ışık yanar, yeşil ışık yandığı gibi kapı açılır arkasından bir anda konveyor çalışmaya başlar. Ona çalışılacak olan paletler kapının ağzına iner. Sadece o noktada insan kullanılır, o da ürünü alıp kamyona taşıyan bir tane forklifttir. Onun gerisinde çok büyük depolar vardır mesela bir tanesi 180.000 palet kapasiteli, 16 kat rafı olan yaklaşık 35- 40 metre yükseklikte tavanı olan, içinde sadece robotların çalıştığı, insan ve ışığın olmadığı depolar. Bir palet geliyor, bir palet çıkıyor şeklinde yani tamamen otomatize olmuş bir sistem bulunmaktadır. Bundan dolayı da Avrupa ve lojistik IT‘si ödülü var.

Depolarınız size mi ait yoksa Balnak’ın depolarını mı kullanıyorsunuz?

Balnak’ın depolarını kullanıyoruz. Şu anda Balnak’ın satın aldığı İLG ( İzmir Lojistik Grubu) firmasının deposunu kullanıyoruz. TCHIBO’nun ayrıca bir lojistik şirketi de var. Biz burada kendimizi 4.parti olarak konumlandırıyoruz. İşin ana kısmı bizde. Bir bilgisayar düşünün, biz işlemciyiz sadece. Yani bu noktada yaptığımız planlama, programlama ve IT. Tüm mağazalarda ve depoda entegre olan bu sistemde kendi programımız kullanılıyor. Bu nedenle de kendimizi işlemciye benzetiyorum. Biz “CPU” (Merkezi İşlem Birimi) gibiyiz. “Hard Diski” Balnak’tan “memory” yi başka bir yerden satın alıyoruz; ama sonuçta bunların hepsini outsource ederek biz yönetiyoruz

Balnak’ı seçme sebebiniz ve size kattığı değerler nelerdir?

Balnak’ın en önemli özelliği kurumsal bir firma olması. Biz tamamıyla kurumsal yapıya sahip bir firmayız. Yani diğer firmalardan bir farkımız var. Özünde yaptığımız iş aynı, aslında ticaret. Mal alıp mal satıyoruz; fakat kurumsal bir yapımız var. Balnak da kurumsal bir yapıya sahip olduğundan dolayı en büyük tercih sebebimizdir.

Balnak haricinde çalıştığınız firmalarda nelere dikkat ediyorsunuz?

Balnak haricinde çalıştığımız firmalar da var. Aynı şekilde onlarda da kurumsallığa dikkat ediyoruz. Özünde kurumsallık derken de kurumsallık tiyatrosu değil bu aslında. Baktığınız zaman birçok şirkette böyle bir kurumsallık tiyatrosu döner. Kurumsallık dediğiniz belli bir algoritma içerisinde belli kurallarla iş yapılmasıdır. Bir de en önemlisi iş yaptığımız insanlarla konuştuğumuz zaman anlaşmayı istiyoruz. Yani bir şey söylediğimiz zaman bizi anlasınlar istiyoruz. Tabii biz de onları anlayalım. Tedarikçi dense de biz partner demeyi tercih ediyoruz. Yaptığımız bir ticarette sattığımız bir ürün içerisinden belli bir miktarı o firmaların kasasına gidiyor. Yani bu da bakıldığında iş ortaklık anlamına geliyor. Daha önce çalıştığımız firmalar ile ufak tefek problemler yaşadık elbette ki. Kurumsal gibi gözüken; fakat kurumsallıktan uzak olan firmaların bize çok zararı oldu.

Tedarik zinciri süreciniz, kısacası “Bir Ayda İki Dünya Yaşatma” konseptinizden bahsedebilir misiniz?

Bir ayda iki dünya maalesef gümrüklerimizden dolayı oldu. Biz ilk başta haftalık yapamayacağımızı öngördük ve doğru da öngörmüşüz. Sonuç olarak ithalat işlemi şu anda rayına oturdu; ama ilk başladığımız zamanlarda haftalık ürün getirecek durumumuz yoktu. Çünkü kırkambar mal getiriyoruz. Yılda 2500 çeşit mal. Her birinin gümrük tarife numarası, her birinin ayrı gereklilikleri var, ayrı sertifika, ayrı bir evrak ve tüm bu çalışmalar oldukça çok zordu. Onun için bu düzende 2 haftalık temalarla başladık ama baktık ki müşteriler haftalık temaları da tercih ediyor. Haftalık temalar da sunmaya başladık. Haftalık tema sunma sayımız her sene artıyor. Geçen yıl ki temaların %35’ i bir haftalık temalardı bu sene daha da artıyor. Hedefimiz haftalık temalara dönmek.

İki haftada bir değişen temayla orantılı olarak rakipleriniz de değişiyor. Bu kadar kısa süre içerisinde rakiplerinizden fark yaratmayı nasıl başarıyorsunuz? Nasıl rekabet avantajı sağlıyorsunuz?

Rakiplerimizin ürün gamı belli. Yani her sene ürünü belli oranda geliştirebilir. Ama biz her hafta yeni bir ürün satıyoruz. Müşteri gelecek olan ürünü biliyor. En büyük avantajı da biz bu ürünleri kısa bir dönem içerisinde satmak zorundayız bunun için de fiyatlarımızın makul olması gerekiyor. Bunu sağlamak için de minimum maliyetli lojistiğinizin olması ve büyük satın alma yapmanız lazım. Burada bir mağaza senede 100 tane tencere alıyor, biz satın alım yaptığımızda 13000 tane satın alıyoruz. Tabi bu esnada da ölçek ekonomisi devreye giriyor.

Bir hafta mutfak teması işlenirken diğer hafta çocuk teması işleniyor. Çocuk teması işlenirken mutfak temalı ürünler geri gönderiliyor mu? Ya da tekrar o tema kullanılmak üzere depolara mı gönderiliyor? Burada ürün iade lojistiğinin önemi nedir?

Yeni, hep yeni ürünler geliyor. Geri dönen ürünler olmuyor mu tabii ki oluyor; fakat bunlar minimum miktarlarda. Bu ürünleri de daha sonra outlet mağazamızda değerlendiriyoruz. Bazı ürünler var ki daha tema açılış gününde bitiyor. Tema açılış günlerinde sabah 8:00 civarında mağazanın önünde müşteriler ellerinde kataloglarıyla sıra oluyor ve mağaza 10:00’ da açıldığında planlı bir şekilde ne harcayacağını öngören müşteri alışverişini yapıyor. 10:05’ te de müşteriler kasanın önünde sıralar oluşturmaya başlıyorlar, yani sirkülasyon oldukça fazla.

Sürdürülebilirliğe yönelik lojistik projeniz hakkında bilgi alabilir miyiz?

Tchibo Lojistik’in Almanya’da uyguladığı bir projedir (Green Logistics). Biz de bunu en yakın zamanda uygulamaya başlayacağız.

Röportaj

Funda Karabacak

Derya Erdim