Dünyadaki Dolar Hareketliliği ve Türkiye’ye Etkisi

Kategori: Sayı 19 | 0

 

Dolar cinsinden borçlanma dünyanın her yerinde gerçekleşse de bu alandaki en ciddi büyüme gelişen piyasalarda yaşandı. 2009 ila 2014 arasında gelişmekte olan ülkelerde hem banka kredisi hem de tahvil olmak üzere dolar cinsinden borç, iki katına çıktı. Uluslararası Ödemeler Bankası’nın (BIS) verilerine göre rakam 2 trilyon dolardan 4,5 trilyon dolara yükseldi. İhracatın ithalattan az olduğu Türkiye, Brezilya ve Güney Afrika gibi ülkeler, cari açıklarını yabancılara borçlanarak cari açıklarını kapatmaya çalışıyorlar. Ticaret açığı olmayan ülkelerde bile ciddi borçlanmalar yaşanıyor.

ABD varlıklarındaki faizlerin bu denli düşük olması, dolarla yatırım yapanların daha yüksek getiri peşinde koşmalarına neden oluyor. Gelişen piyasalardaki firmalar da bu tanıma uymaktadır. Bunlardan bazıları tanınmış firmalar olarak göze çarpar. Rusya’nın enerji devi Gazprom ve Brezilya’nın Petrobras’ı, Lüksemburg ve Cayman Adalarındaki yan kuruluşları aracılığıyla dolar cinsinden tahvil ihraç ederek kendi para birimlerinin faiz oranlarından oldukça düşük seviyelerde borçlanan şirketler, kısa vadede karlılığı artırmayı başardı. Ancak finanstan para kazanmak hiçbir zaman karşılıksız olmadı. Düşen enerji fiyatlarının etkisiyle, Gazprom ve Petrobras’ın şu an borç yükünü aldıkları zamankinden beklenti olarak daha düşük dolar gelirleri olması endişeye yol açıyor. Döviz kurlarındaki değişiklikten hemen önce borçlanmak sorunlara neden olmaktadır. 2010’da yüzde 5’lik faizle 10 milyar dolarlık 10 yıllık tahvil ile borçlanan bir Türk şirketi, tahvilin vadesi dolana kadar 22,5 milyon lira ödeyecekti. Fakat TL’nin dolar karşısında o günden bu yana yüzde 43 değer kaybetmesi ile şu an 39 milyon TL ödemesi gerekmektedir.

Türkiye için dolardaki yükselişin bir başka dezavantajı da devletin dış borçlanması olabilir. Türkiye’de devletin dış borçlanması gayrisafi yurt içi hasılanın neredeyse yüzde 50’sine yaklaştı. Bu oran da orta gelir düzeyindeki ülkelerin ortalaması olan yüzde 23’ün oldukça üstünde bulunmaktadır.

 

Türkiye’nin Dolar Rezervi

Resmi Rezerv Varlıkları, bir önceki aya göre %1,3 azalarak 109,7 milyar ABD doları düzeyinde gerçekleşmiştir. Bu dönemde alt kalemler itibarıyla, döviz varlıkları bir önceki aya göre %2,4 azalarak 63,3 milyar ABD doları, altın cinsinden rezerv varlıkları ise %0,3 artarak 38,6 milyar ABD doları olarak gerçekleşmiştir.

Türk Lirası’nın bir önceki yılın başından beri dolara karşı %45 değer kaybetmesinin en büyük etkisi döviz borçluluğu tarafında görülecektir.

Özel sektörün döviz borcu, Dolar/TL kurunun her bir kuruş yükselişinde şirketler üzerindeki yükünü artırıyor. Özel sektörün ve kamunun döviz cinsinden brüt borcu, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın verilerine göre 446 milyar dolar.

Doların Lojistiğe Olan Etkisi

 Yükselen dolar kuru, birçok sektörde olduğu gibi lojistikte de büyük sıkıntı yarattı. Petrol fiyatlarındaki artışla yakıt maliyetleri büyük ölçüde artan sektör, ikinci darbeyi de kur dalgalanmasından aldı. Başta akaryakıt olmak üzere maliyetlerinin çok önemli kısmının döviz cinsinden ya da dövize endeksli olduğunu dile getiren sektör temsilcileri, bu nedenle kurdaki artışın sektörü direkt etkilediğini belirtmektedir. Tüm bu gelişmeler ise lojistikçiyi navlunda zam yapmaya itmektedir. Kimi firmalar artan maliyetlerinin bir kısmını navluna yansıtmaya başlamıştır. Ancak asıl zammın önümüzdeki süreçte yapılacağı iddia ediliyor. Navlunlardaki artışın %10 ile % 25 arasında değişeceği ifade edilmektedir. Sadece karayolunda değil hava ve denizyolunda da navlunların bu gelişmelere bağlı olarak artması bekleniyor. Döviz kurundaki artıştan en fazla etkileneceklerin ise döviz borcu olan şirketler olduğunu dile getirilmiştir.

Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği (UTİKAD) Eski Başkanı Turgut Erkeskin:

Lojistik sektörü iç ve dış ticaret hacmindeki dalgalanmalardan doğrudan etkileniyor. Kurlarda son zamanlarda gözlemlediğimiz ani yükseliş, öncelikle iç ticaretimizi önemli bir baskı altına alacak. İç ticarette daralma bekleniyor. Bu da tabii taşıma ve lojistik maliyetlerimize etki edecek. Bir taraftan iş hacmi azalırken, diğer taraftan maliyetlerin yükselmesinin sektörü olumsuz etkilemesi kaçınılmaz. Kurlardaki artışla birlikte beklenebilecek iç ticaretteki azalmanın, ithalatta da azalmaya yol açması söz konusu. Olumlu tek gelişme belki ihracat artışında olabilir. Ancak bunu da 6 ila 9 aylık bir periyoddan önce hissetmemiz mümkün değil. Bütün bu veriler lojistik sektörü için bir duraklamayı dikkate almamız gerektiğini gösteriyor. Bu dönemde lojistik firmalarımızın maliyetlerini çok iyi analiz etmeleri, karsız çalışmamaları, varlıklarını sürdürebilmeleri için günü kurtarma sendromundan kurtularak, gerektiği yerlerde, gerektiği miktarlarda navlun ve hizmet ücretlerinde ayarlama yapmaları, ayrıca tahsilat vadelerini de kısaltmaları gerekir. Sektörümüzün içinde bulunduğu dinamikler çerçevesinde 30 günden bir gün fazla vadeye tahammülü yok. Bunun standart haline getirilmesi gerekir.

Doların hareketliliği 2008 yılından itibaren her yıl küçük oranlar da olsa bile artmaya başladı, 2015 senesinde Türkiye’de yaşanan darbe girişimi sonrasında hızla yükselişe geçti ve o seneden sonra yükselişi kontrol altına alınamadı. 2019 yılında yaşanan Covid-19 salgını sonrasında daha da yükseldi ve kontrol altına alınamadı. Doların hızlıca yükselmesi Türkiye’de her sektörü olumsuz etkilediği gibi ihracat yapan Türk firmaları çok sayıda olmasına rağmen bu durum lojistik firmalarını bir hayli olumsuz etkiledi. Ülke içinde dolarla iş yapılmadığı için yerel Lojistik firmalar bu durumdan olumsuz etkilendi. Firmalar aldıkları komisyonlara ve navlun fiyatlarına zam yapmak zorunda kaldılar. Bu durumda müşteriler tarafından çok da olumlu karşılanmadı.

 

MERT CAN ATAŞ