ULAŞTIRMA KORİDORLARI
Değişen ve gelişen dünya düzeninde üretim kadar bağlantı da önem kazanmaktadır. Küresel ölçekte yaşanan ekonomik, siyasi ve teknolojik dönüşümler lojistiğin önemini artırmakta ve sektörü doğrudan etkilemektedir. Her krizle birlikte stratejik değeri daha da artan lojistik sektörü; ticaretin hızını ve yönünü belirleyen bir konuma gelmekte, aynı zamanda dinamik ve çok yönlü yapısı sayesinde sürekli olarak yeni bağlantılara, ileri altyapı yatırımlarına yönelmektedir. Bu stratejik yönelim, son yıllarda lojistik koridorları ekseninde yoğunlaşmakta, ülkeleri ve şirketleri lojistik koridorlarına yatırım yapmaya zorlamaktadır. Peki, lojistikte koridor kavramı neyi ifade eder?
Günümüzde lojistik; altyapı, teknoloji ve uluslararası iş birlikteliğinin bütüncül bir şekilde ele alındığı bir yapıdır. Küresel ticaret hacminin artması, tedarik zincirinin karmaşıklaşması ve ülkelerin ekonomik rekabet alanlarının genişlemesi, lojistik faaliyetlerinin taşıma süreçleriyle sınırlı kalmayıp bu bütüncül yapının oluşmasına etki etmiştir. Bu oluşumun en önemli noktası ise lojistik koridorlarıdır. Lojistik koridorları; üretim noktaları ile tüketim pazarlarını birbirine bağlayan ağlardır. Ticaret akışını hızlandırmak ve sürekliliği sağlamak amacıyla kullanılan bu ağlar birden fazla taşıma modunu, lojistik altyapıyı, operasyonel süreçleri ve kurumsal düzenlemeleri bütüncül bir yapı altında birleştirir. Yalnızca fiziki taşımayı değil, gümrük süreçleri, mevzuat uyumu, dijital entegrasyon ve uluslararası iş birliklerini kapsayan katmanlı bir sistemdir.
Peki hali hazırdaki ticaret yollarının yanı sıra, bugün neden her büyük güç kendi koridorunu inşa etmek için milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor? Öncelikle sanayileşme, küreselleşme, artan nüfus ve tüketim alışkanlıklarındaki değişim gibi birçok faktörün ticaret hacmini genişletmesi ve sonucunda daha fazla lojistik ağına gereksinim duyulması normal ve gözle görülür bir gerçektir. Bunun yanı sıra ulaşılabilirliğin kolaylaşmasıyla birlikte zaman faktörü; ülkeler, şirketler ve insanlar için en önemli unsur hâline gelmiştir. Yakın tarihli bir örnek olarak 2021 yılında Süveyş Kanalı’nda meydana gelen Ever Given gemi kazası verilebilir. Geminin karaya çaprazlama bir şekilde oturması sonucunda geçiş yolu tamamen tıkanmış ve sevkiyatlar durmuştur. 6 gün boyunca süren kurtarma operasyonu sürecinde kilometrelerce gemi kuyruğu oluşmuş, milyar dolarlarca kayıp yaşanmış ve Asya-Avrupa arası sevkiyatlar gecikmiştir, bu gecikmeler ekonomik açıdan birçok ürünün fiyatına yansımıştır. Bu ve benzeri olaylar, tek bir rotaya bağımlı olmanın riskini tekrar ortaya koymuştur. Ülkelerin küresel güç olma isteği sonucunda doğan yeni ilişkiler ve çatışmalar da denkleme girince, alternatif ve güvenli rotalar bir tercih değil, zorunluluk hâlini almıştır.
Tarihsel süreçte demiryolu ve kanal yatırımları, jeopolitik/askeri hatlar, küresel tedarik zincirleri şeklinde lojistik altyapıda kademeli bir genişleme/gelişim ve yatırım söz konusu olsa da rekabet diyebileceğimiz küresel dev projeler, 2010 yılları sonrasında gündemde geniş bir yer almaya başlamıştır. 2013 yılında Çin Hükümeti, Belt and Road Initiative (Kuşak ve Yol Girişimi) projesini duyurmuştur. Asya, Afrika ve Avrupa’yı kara ve denizden birbirine bağlamayı hedefleyen bu proje, sadece hızlı ve tercih edilebilir yeni bir koridor olarak görülememektedir. Bir ülke üzerinden ticaret rotası geçmesi; o ülkenin gümrük gelirlerini artırması, limanlarını canlandırması ve yol boyu yeni sanayi bölgeleri kurması anlamına gelmektedir. Hâliyle bu büyük ve kapsamlı ağ, şu an için 155 ülkenin imzaladığı bir projedir. T amamlanması sonucunda oluşacak bağlılık ilişkisi de ele alındığında, Çin’in yolun geçtiği ülkeler üzerinde de siyasi bir nüfuz kurmasına yardımcı olacağı aşikârdır.
Çin Hükümeti’nin 2013 yılındaki bu girişiminin ardından Orta Koridor, Kuzey Koridor, Hindistan-Ortadoğu-Avrupa hattı, enerji ve dijital koridor projeleri gibi birçok proje de gündeme gelmiştir. Bu projelerin bazıları birbirini tamamlayan güzergâhlarken, bazıları ise bir diğerine ikame edici olarak planlanmaktadır. Orta Koridor ve Kuzey Koridor temelde Kuşak ve Yol projesinin bir parçası olsa da zamanla kendi kimliğini kazanmıştır. Bu kimlikler bazı ülkeleri zamanın vazgeçilmez gücü kılmıştır.
2022 yılının öncesinde ana gövdesi Trans-Sibirya olan, Doğu Çin’den Polonya’ya uzanan Kuzey Koridoru sayesinde Rusya bölgede siyasi büyük bir güce sahipken, 2022 yılındaki Rusya ve Ukrayna savaşı sonrasında ülkeler, yaptırımlar ve riskler sebebiyle bu rotadan kaçınmaya ve Orta Koridor’a yönelmeye başlamışlardır. Bu durum Rusya’nın bölgedeki gücünü zayıflatırken, Batı ile entegrasyonunu büyük oranda sona erdirmiştir.
Orta Asya ve Hazar üzerinden Avrupa’ya uzanan Orta Koridor ise Avrupa-Asya arasındaki en güvenli ağ olarak görülmeye başlanmıştır. Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu projesi ile entegrasyonu sayesinde Türkiye bu koridorda kritik bir noktada konumlanmaktadır ve bu durum süreç içinde Türkiye’yi lojistik merkez hâline getirmektedir. Bu koridorlara ek bir diğer alternatif olarak ise IMEC (Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Koridoru) projesi sunulmuştur. Çin’in siyasi etkisine karşı Batı destekli bir denge unsuru olarak görülen bu proje tamamlandığı zaman,ABD’nin yeni Soğuk Savaş sürecinde müttefikleriyle ilişkilerini tahkim etmesi için de önemli bir rol oynayacaktır.. Tüm bu süreçler-değişimler ele alındığında 21.yy’ın jeopolitik haritasının askeri güçten ziyade, lojistik bağlantıların kuvvetiyle çizileceği söylenebilir. Lojistik koridorların yeni nesil “yumuşak güç” araçları olması, ülkeler için onları sadece ekonomik bir güç olmaktan çıkartıp küresel sistemde kendilerini vazgeçilmez bir aktör yapacak anahtar olarak görmelerini sağlamaktadır. Ülkelerin bu yüklü yatırımları ise sadece bugünün kârı için değil, geleceğin enerji ve veri akışını da kontrol etmek için planlandığı da bir gerçektir. Dengelerin hızla değiştiği ve herkesin hâkim güç olmak için mücadele ettiği bu dönemde kazananın, en güvenilir, en hızlı ve en sürdürülebilir ağa yatırım yapan ve hizmete sunan olacağı söylenebilir.
Beyzanur Poyraz
3.Sınıf İngilizce – Lojistik Yönetimi